<?xml version="1.0" encoding="UTF-8"?>
<rss version="2.0"
	xmlns:content="http://purl.org/rss/1.0/modules/content/"
	xmlns:wfw="http://wellformedweb.org/CommentAPI/"
	xmlns:dc="http://purl.org/dc/elements/1.1/"
	xmlns:atom="http://www.w3.org/2005/Atom"
	xmlns:sy="http://purl.org/rss/1.0/modules/syndication/"
	xmlns:slash="http://purl.org/rss/1.0/modules/slash/"
	>

<channel>
	<title>Abdullah Can</title>
	<atom:link href="http://abdullahcan.com/blog/?feed=rss2" rel="self" type="application/rss+xml" />
	<link>http://abdullahcan.com/blog</link>
	<description>Bitkilerden dikeni, hayvanlardan deveyi severim...</description>
	<lastBuildDate>Fri, 18 May 2012 23:11:40 +0000</lastBuildDate>
	<language>en</language>
	<sy:updatePeriod>hourly</sy:updatePeriod>
	<sy:updateFrequency>1</sy:updateFrequency>
	<generator>http://wordpress.org/?v=</generator>
		<item>
		<title>Bugün 19 Mayıs&#8230;</title>
		<link>http://abdullahcan.com/blog/?p=4663</link>
		<comments>http://abdullahcan.com/blog/?p=4663#comments</comments>
		<pubDate>Fri, 18 May 2012 23:10:37 +0000</pubDate>
		<dc:creator>Abdullah CAN</dc:creator>
				<category><![CDATA[Genel]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://abdullahcan.com/blog/?p=4663</guid>
		<description><![CDATA[Daha bir çoşkuyla, değerini anlayarak ve sorumluluğumuzun farkında olarak&#8230;.  Kutlu olsun&#8230;]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<h2 style="text-align: center;"><span style="color: #ff0000;"><strong>Daha bir çoşkuyla, değerini anlayarak ve sorumluluğumuzun farkında olarak&#8230;.</strong><strong> </strong></span></h2>
<h2><strong><a href="http://abdullahcan.com/blog/wp-content/uploads/2012/05/19MAYIS.jpg"><img class="aligncenter size-medium wp-image-4667" title="19MAYIS" src="http://abdullahcan.com/blog/wp-content/uploads/2012/05/19MAYIS-300x201.jpg" alt="" width="300" height="201" /></a></strong></h2>
<h1 style="text-align: center;"><span style="color: #ff0000;"><strong>Kutlu olsun&#8230;</strong></span></h1>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://abdullahcan.com/blog/?feed=rss2&#038;p=4663</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>Yaz Okulu</title>
		<link>http://abdullahcan.com/blog/?p=4659</link>
		<comments>http://abdullahcan.com/blog/?p=4659#comments</comments>
		<pubDate>Wed, 16 May 2012 21:23:19 +0000</pubDate>
		<dc:creator>Abdullah CAN</dc:creator>
				<category><![CDATA[Genel]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://abdullahcan.com/blog/?p=4659</guid>
		<description><![CDATA[Sevgili Gençler, 16 Mayıs günü saat 14.00’te dersliklere geldiğiniz ve bizleri bulamadığınız saatte, bizler bir toplantıdaydık. Derse gelip beni bulamayanlardan özür diliyorum öncellikle…  Telafi talep eden varsa, yer ve zaman ayarlayın, derhal edelim… Bu toplantıda, eskiden çok ayrı bir yere &#8230; <a href="http://abdullahcan.com/blog/?p=4659">Okumaya devam et <span class="meta-nav">&#8594;</span></a>]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p style="text-align: justify;">Sevgili Gençler,</p>
<p>16 Mayıs günü saat 14.00’te dersliklere geldiğiniz ve bizleri bulamadığınız saatte, bizler bir toplantıdaydık.<br />
Derse gelip beni bulamayanlardan <strong>özür diliyorum</strong> öncellikle…  Telafi talep eden varsa, yer ve zaman ayarlayın, derhal edelim…<br />
Bu toplantıda, eskiden çok ayrı bir yere koyduğumuz,  ama küreselleşmeyle birlikte pazarın bir parçası olmasına direnemediğimiz <strong>eğitimin yeni yüzü ile ilgili</strong> bir senato kararını öğrenmiş oldum.<br />
<strong>Yaz döneminde artık başvuru olsun olmasın bütün dersler otomatik olarak açılmış olacak, eğer bir sınıfı oluşturacak öğrenci sayısı bulunabilirse fiilen ders başı yapılacak…</strong><br />
Ben işin felsefesine ilişkin şahsi düşüncelerimi uzun uzun yazacak değilim…<br />
Beni ilgilendiren kısmını paylaşayım yetsin…<br />
İngilizce öğretmenliği programına <strong>iki ders taşıdım</strong> kişisel çabalarımla…</p>
<p style="text-align: justify;">Birincisi, alandan bağımsız bir biçimde, “tepegöz ve pazen tahtanın faziletlerinin anlatıldığı”  <strong>Öğretim Teknolojileri ve Materyal Tasarımı</strong> dersinin, yeni bir içerikle, bölüm tarafından verilen bir derse dönüştürülmesini  (ki biz ona ITEC diyoruz artık) sağladım, iki yıllık bir mücadele sonunda…<br />
İkincisi de, öncelikle,  eğitim politikalarını belirleyecek kişileri ilgilendiren Karşılaştırmalı Eğitim dersinin,  birinci sınıfta aldıkları Bağlamsal Dilbilgisi dersi dışında, dil yeterliğine ilişkin ders almayan öğretmenlerin, <strong>giderayak, genel dil yeterliklerine katkı getirecek bir derse</strong>,  “sözdizimi” dersine dönüştürülmesini başardım… Belki bu “başardım” sözcüğü, kestirmeden, Türkçe bir eğitim dersi ile kredi tamamlama düşüncesinde olan örtmen adaylarına itici gelebilir ama benim taraftan bakıldığında ne yazık ki durum böyle…</p>
<p style="text-align: justify;">Toplantıda, dönem içinde başarısız olanlar için, ya da bu dersi üstten almak isteyecekler için açılacak yaz dönemi öğretiminde, <strong>“pazen tahtanın faziletleri”</strong> ile değerlendirilecek İngilizce öğretmen adaylarının durumu ile dönem içinde sınıftaki kablosuz ağ bağlantısı aracılığı ile sanal dersliğe yaptıklarını yükleyen öğrencilerin durumları arasındaki farkları da açıklamaya çalıştım…<br />
<strong>Ama ülkede yaşanan dönüşümün eğitime yansımalarının bir sonucu olarak, yaz dönemi öğretimin açılmasının da kaçınılmaz olduğunu gördüm toplantıda…</strong></p>
<p style="text-align: justify;"><strong>Bu durum beni müthiş bir ikileme itiyor ve <span style="text-decoration: underline;">üzüyor…</span></strong><br />
Kuşkusuz benim de eksik yanlarım var, bunu kabul ediyorum, ama <strong>ben bu dersleri, çok iyi niyetlerle</strong> (duyusal nedenlerden bağımsız bir biçimde demek istiyorum) , yetiştirdiğimiz İngilizce öğretmenleri daha nitelikli olsun diye, onlar daha donanımlı olsun diye,  programda bir yerlere oturtmak için çaba harcadım ve veriliş biçimi itibarıyla bu dersleri çocuğum gibi sahiplendim…  Ama yapmaya çalıştıklarımın,  <strong>tekrar eski haline dönüştürülme olasılığının olması</strong> da beni üzüyor, benim üzülmem beni ilgilendirir kuşkusuz ama dahası, izleyen dönemler için,  motivasyonumu düşürüyor…</p>
<p style="text-align: justify;">Yaz dönemi konusunda,  ilkelerini ve dahi  o karede yer almak istemeyişini açıkça ifade etmiş  ve yaz dönemi öğretimine bulaşmaktan kaçınmış bir öğretmeniniz olarak, normal dönemlerde ders alırken koyduğumuz standartları yerine getirmek için gereğini yapmış öğretmen adaylarının haklarını ve  hukukunu düşünerek diyorum ki;<br />
HEM TEKNOLOJİ HEM SÖZDİZİMİ İÇİN YAZ OKULU ÖNERİLDİĞİNDE (Kİ DOĞAL OLARAK ÖNCE BANA ÖNERİLECEK VE PLANLAMALARINI YAPTIĞINIZ HOCALARINIZA SIRA GELMEDEN) BEN HAYIR DEMİYECEĞİM…</p>
<p>1-YAZ DÖNEMİNDE DEVAMSIZLIKLARI SAAT SAAT İZLEYECEĞİM<br />
2-DERSE BENDEN SONRA GELECEK ÖĞRENCİLERİ DERSE KABUL ETMEYECEĞİM<br />
3-DEĞERLENDİRMELERİ SEÇMELİ TEST OLARAK YAPMAYACAĞIM</p>
<p>Bu bir tehdit değildir…</p>
<p>Sadece, yaz döneminin de, dönem içinden farklı bir süreç ol<strong><span style="text-decoration: underline;">ma</span></strong>yacağının taahhüdüdür ve “kestirme yoldan iş bitirme” gibi düşüncesi olanlara açık seçik bir mesajdır…</p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://abdullahcan.com/blog/?feed=rss2&#038;p=4659</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>Yazdım işte&#8230;</title>
		<link>http://abdullahcan.com/blog/?p=4642</link>
		<comments>http://abdullahcan.com/blog/?p=4642#comments</comments>
		<pubDate>Tue, 08 May 2012 21:31:53 +0000</pubDate>
		<dc:creator>Abdullah CAN</dc:creator>
				<category><![CDATA[Genel]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://abdullahcan.com/blog/?p=4642</guid>
		<description><![CDATA[Çoktandır yazmadığım dikkati çekmiş olmalı ki, koridorlarda “neden?” sorusuyla karşılaşıyorum sıklıkla… Zaten tesiri olmadığı aşikâr da, demek ki gönül de alışıyor razı olmamaya… Dönem biterken kıçıkırık bir kablosuz erişim cihazını halledemediğimi mi yazayım? Ya da, kulağıma gelen, “eskiden ne güzeldi &#8230; <a href="http://abdullahcan.com/blog/?p=4642">Okumaya devam et <span class="meta-nav">&#8594;</span></a>]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p style="text-align: justify;">Çoktandır yazmadığım dikkati çekmiş olmalı ki, koridorlarda “neden?” sorusuyla karşılaşıyorum sıklıkla…<br />
<strong>Zaten tesiri olmadığı aşikâr da, demek ki gönül de alışıyor razı olmamaya…</strong></p>
<p style="text-align: justify;">Dönem biterken <strong>kıçıkırık bir kablosuz erişim cihazını halledemediğimi mi</strong> yazayım?<br />
Ya da, kulağıma gelen, <strong>“eskiden ne güzeldi teknoloji dersi, şimdi İngilizce yapıp işimizi zorlaştırıyorlar” diye kapı arkalarında yapılan dedikoduların kulağıma geldiğinden mi</strong> söz edeyim?<br />
Yoksa, <strong>“Ne zaman emekli oluyorsun?” diye sorulan soruların altındaki örtük mesajlardan ne anlamam gerektiğini mi yorumlayayım?</strong></p>
<p style="text-align: justify;">Evet, bir sona yaklaştığım gerçek…<br />
Karşımdaki gençlerin, &#8220;talebeler&#8221; ile &#8220;öğreniciler&#8221; olarak iki gruba ayrıldıkları da bir gerçek…<br />
Diğer yandan, Mudanya’daki inşaatın da hızla ilerlediği başka ama &#8220;güzel&#8221; bir gerçek…</p>
<p style="text-align: justify;">Bir hikâye anlatarak ve bir soru sorarak beklentilere yanıt verelim, yazı konusunda dillendirilen…</p>
<p style="text-align: justify;"><span style="color: #000000;"><em>Bir varmış bir yokmuş…</em></span><br />
<span style="color: #000000;"><em>Evvel zaman içinde, kalbur saman içinde, bir okulda bir örtmen varmış.</em></span><br />
<span style="color: #000000;"><em>O okulda bir de yaz okulu varmış ama o örtmen yaz okuluna kendince bazı gerekçeleri yüzünden katılmazmış…</em></span><br />
<span style="color: #000000;"><em>Bir gün bazı kişilerden e-posta almış.</em></span><br />
<span style="color: #000000;"><em>E-postalarda deniyormuş ki, “biz okulda ölçme dersi aldık ama ne öğrendiysek dershanede öğrendik, bize okulda ölçme dersi (özellikle hesap kitap kısmı) tam olarak verilmiyor…</em></span><br />
<span style="color: #000000;"><em>Bizim örtmenin de hesap kitap konusuna azıcık aklı erermiş. Hatta onun eski öğrencileri dershanelerde ölçme dersi falan verirmiş.</em></span></p>
<p style="text-align: justify;"><span style="color: #000000;"><em>Uzatmayalım, bu örtmenin odasındaki bazı kişisel görüşmeler sonucunda şöyle bir tablo çıkmış…</em></span><br />
<span style="color: #000000;"><em>Acaba örtmen yaz okulunda “dershanelere inat”, sadece üstten alacaklardan, ders yükünü boşaltma niyetinde olmayanlara (yani bu işi harbiden öğrenmek isteyenlere) bir sınıflık ölçme dersi açabilir miymiş?</em></span></p>
<p style="text-align: justify;"><span style="color: #000000;"><em>Örtmen de demiş ki, böyle bir grup gerçekten var mı?</em></span><br />
<span style="color: #000000;"><em>Çünkü örtmenin adı çıkmış, zor soruyor, geçmek zor falan gibi…</em></span></p>
<p style="text-align: justify;"><span style="color: #000000;"><em>Şimdi olayı yakından bilen birisi olarak, o örtmenin adına soruyorum…</em></span><br />
<span style="color: #000000;"><em>Gerçekten böyle bir grup çıkar mı?</em></span></p>
<p style="text-align: justify;"><span style="color: #000000;"><em>Ben ihtimal vermiyorum ama varsa böyle bir gruba dâhil olabilecekler, gerekçelerini ve bu kişilerin kimler olduğunu bilmek istiyorum…</em></span></p>
<p style="text-align: justify;"><em><strong><a title=" " href="https://docs.google.com/spreadsheet/viewform?formkey=dDBBdEs4TE93OWVCZ21TdXV5QWM2N1E6MQ" target="_blank">Gerçekten var mıdır böyle talebeler?</a></strong></em></p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://abdullahcan.com/blog/?feed=rss2&#038;p=4642</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>Araştırma KÜLTÜRÜ</title>
		<link>http://abdullahcan.com/blog/?p=4631</link>
		<comments>http://abdullahcan.com/blog/?p=4631#comments</comments>
		<pubDate>Fri, 27 Apr 2012 09:09:58 +0000</pubDate>
		<dc:creator>Abdullah CAN</dc:creator>
				<category><![CDATA[Genel]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://abdullahcan.com/blog/?p=4631</guid>
		<description><![CDATA[Az buçuk hesap kitap işlerine bulaştığım için, iş arkadaşlarına yardım, yüksek lisans, doktora yapan kardeşlere de katkı bağlamında, farklı kaynaklardan elde edilmiş pek çok veri üzerinde istatistiksel işlemler yapıyorum. Ancak tesadüfle açıklanamayacak şekilde, ilginç bir durumla karşı karşıyayım. Başka birimlerden &#8230; <a href="http://abdullahcan.com/blog/?p=4631">Okumaya devam et <span class="meta-nav">&#8594;</span></a>]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p style="text-align: justify;">Az buçuk hesap kitap işlerine bulaştığım için, iş arkadaşlarına yardım, yüksek lisans, doktora yapan kardeşlere de katkı bağlamında, farklı kaynaklardan elde edilmiş pek çok veri üzerinde istatistiksel işlemler yapıyorum. Ancak tesadüfle açıklanamayacak şekilde, <strong>ilginç bir durumla</strong> karşı karşıyayım.</p>
<p style="text-align: justify;">Başka birimlerden toplanan verilerle yan yana konduğunda, bizim programdan toplanan araştırma verilerinin <strong>güvenirlik katsayıları çok düşük çıkıyor</strong>.<br />
Bunun bir nedeni, iyi ifade edilemeyen maddelerin, yanıtlayanlar tarafından “aynı şekilde” anlaşılamaması olabilir, ancak pilot çalışmalarda grupla tartışılan, üzerinde uzlaşmaya varılan maddelerle yapılan işlemlerde de durum değişmiyor…<br />
Hatta aynı örneklemin sınav verileri ile akademik çalışma için kendilerinden toplanan verileri güvenirlik açısından yan yana konduğunda da bu fark gözleniyor.<br />
Üstelik katkı verdiğim bir uygulamada, <strong>çok düşük bir güvenirlik derecesine sahip olan bir ölçümün ardından, aynı ölçme aracıyla, katılımcıların tepesinde dikilen gözlemcilerle, ölçme aracı madde madde doldurulduğunda, ölçümün güvenirlik katsayısının “mucizevi” biçimde yükseldiği de görüldü…</strong></p>
<p style="text-align: justify;">Geriye bir seçenek kalıyor…<br />
<strong>Veri toplama aracının üzerinde isim adres olmadığı için önemsenip önemsenmediğinin kontrolü mümkün olmayan bu veri toplama sürecinde, arkadaşlar “öylesine” yanıtlar verip işi bitiriyorlar…</strong></p>
<p style="text-align: justify;">“<em><strong>Tutumlar ve değerler öğretilemez</strong></em>” iddiası içinde olan bir kişi olarak, <strong>“lütfen size verilen veri toplama araçlarını özenle doldurun”</strong>; &#8220;<strong><em>memlekette bilimsel araştırma yapmanın asıl amacını ve bu süreçlerin nasıl gerçekleştirildiğini</em></strong>&#8221; bilen bir kişi olarak da <strong>“bu araştırmaların sonuçları yine size dönecek, özen gösterin”</strong> <strong>DİYEMİYORUM</strong>, ama üzerinde adınızın olmadığı veri toplama araçlarını doldururken bireysel olarak ne yaptığınız saptanamasa da, içinde yer aldığınız grubun <strong>NE OLDUĞU</strong> maalesef görülebiliyor…</p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://abdullahcan.com/blog/?feed=rss2&#038;p=4631</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>Bir HAVADİS, bir YORUM&#8230;</title>
		<link>http://abdullahcan.com/blog/?p=4607</link>
		<comments>http://abdullahcan.com/blog/?p=4607#comments</comments>
		<pubDate>Fri, 20 Apr 2012 09:44:13 +0000</pubDate>
		<dc:creator>Abdullah CAN</dc:creator>
				<category><![CDATA[Genel]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://abdullahcan.com/blog/?p=4607</guid>
		<description><![CDATA[Önce havadis: Zorunlu eğitimi 4’er yıldan 3 dönem halinde 12 yıla çıkaran yasanın kabul edilmesiyle Milli Eğitim Bakanlığı, uygulama için düğmeye bastı. 2012-2013 eğitim yılında uygulanması planlanan yeni sistemden Eğitim Fakülteleri de payını aldı. Eğitim Fakülteleri Dekanlar Konseyi Başkanı ve &#8230; <a href="http://abdullahcan.com/blog/?p=4607">Okumaya devam et <span class="meta-nav">&#8594;</span></a>]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p style="text-align: justify;">Önce havadis:<br />
<span style="color: #003366;"><em>Zorunlu eğitimi 4’er yıldan 3 dönem halinde 12 yıla çıkaran yasanın kabul edilmesiyle Milli Eğitim Bakanlığı, uygulama için düğmeye bastı. 2012-2013 eğitim yılında uygulanması planlanan yeni sistemden <strong>Eğitim Fakülteleri de payını aldı</strong>. Eğitim Fakülteleri Dekanlar Konseyi Başkanı ve Marmara Üniversitesi Atatürk Eğitim Fakültesi Dekanı Prof. Dr. Cemil Öztürk, Milli Eğitim Bakanı Ömer Dinçer’in Eğitim Fakültelerinin kontenjanlarının azaltılması yönünde talimat verdiğini anlattı. Kontenjanların azaltılmasının yanı sıra, fakültelerindeki ikinci öğretim programlarının da aşamalı olarak kaldırılacağını ifade eden Öztürk, “Aynı şekilde açık öğretim fakültesindeki öğretmenlik programları kapatılacak. Böylece hem atama bekleyen öğretmen sayısı azalacak hem <strong>fakültelerdeki kalite yükselecek</strong>” dedi.</em></span><br />
<span style="color: #003366;"><em>Ulusal Öğretmen Strateji Belgesi ve Eylem Planı’na göre öğretmen kalitesini güvence altına alan diğer önlemler de şöyle sıralandı: “Eğitim Fakültelerine öğrenci seçiminde çoktan seçmeli testlerin yanında adayları farklı açılardan değerlendirecek teknik ve araçlardan faydalanılacak. Öğretmenler, ulusal ve uluslararası <strong>öğretmen yeterliklerine</strong> göre yetiştirilecek. MEB öğretmen alımında KPSS’den başka araçlar da kullanılacak. Öğretmenler beş yılda bir yeterlik testine tabi tutulacak.”</em></span><br />
<span style="color: #003366;"><em>Prof. Dr. Öztürk, Türkiye’de <strong>öğretmen yetiştirmede ciddi kalite sorununun yaşandığını</strong> öne sürdü. Eğitim Fakültelerinin <strong>kitle eğitimi yapan kurumlar</strong> olarak algılandığını anlatan Öztürk, “Fakülte programlarının birçoğunda bir hoca ve bir tahta yetiyor. Türkiye’de öğretim elemanı başına düşen öğrenci sayısının en fazla olduğu fakültelerin başında Eğitim Fakülteleri geliyor. Örgün öğretimde 1 hocaya 30’dan fazla öğrenci düşüyor. Bu fen edebiyat fakültesinde 15-16, mühendislik fakültelerinde daha az” diye konuştu. Yetiştirdikleri öğrencilerin okullara gittiklerinde geleneksel eğitimle karşı karşıya kaldıklarını söyleyen Öztürk “Eski gelenekçi öğretmenlerin rollerini benimsiyorlar. Bir süre sonra yeni öğretmenlerimiz eski öğretmenler gibi düşünmeye başlıyor. Onlarla aynılaşıyor” dedi.</em></span></p>
<p style="text-align: justify;"><strong></strong> </p>
<p style="text-align: justify;"><strong><span style="color: #003366;"><span style="color: #000000;">İnsan umutlanıyor</span>&#8230;</span></strong><br />
Yıllardır söylüyorum. Düz mantık benimkisi, öyle çok bilinmeyenli denklemler gibi anlaşması zor bir şey değil&#8230;<br />
<strong>1-Bir ulusun gelişmişliğinin belirleyicisi YETİŞMİŞ (yani EĞİTİLMİŞ) insan gücüdür. </strong>(Burada eğitim derken diplomadan dereceden değil, öğrenmekten, sorgulamaktan söz ediyoruz tabii ki… Sorulduğunda “şu mezunuyum”, “burasını bitirdim” diyen trafik magandalarından çok miktarda var elimizde zaten… Bir de, zamanında Arjantin’den “sığır” ithal etmiştik, çelişkiye bakar mısınız…)<br />
<strong>2-Uluslar bu işi meşru eğitim sistemleriyle yaparlar.</strong><br />
<strong>3-Bir eğitim sisteminin niteliğini belirleyen -en yalın haliyle- 3 etken vardır. Bir, ne iş yaptığınız (PROGRAMLAR </strong>-ki biz ona kısaca <a href="http://abdullahcan.com/blog/?p=1620" target="_blank">Mefruşat</a> der idik-<strong>), iki, bu işi nerede ve hangi şartlar altında yaptığınız (KAYNAKLAR) ve son olarak da, üç oluyor sayınca, bu işi kimin eliyle hayata geçirdiğiniz yani ÖRTMENİNİZİN kalitesi&#8230;</strong><br />
<strong>Son değişken öyle bir değişkendir ki, kalitesi ya da kalitesizliği diğer değişkenler üzerinde belirleyici bir rol oynar. En kral programı yap, her çocuğun altına kırmızı halı ser, her sınıfa tahtanın en akıllısından koy, lakin örtmen işini yapmayınca, var mıdır bunların kıymeti? Tersi de mümkündür&#8230; Bahçedeki ağacın dalını kırıp, paltosunun düğmesini koparıp, çöpe attığımız teneke kola kutusunu alıp, harika bir eğitim gerecine çevirerek, en anlaşılmazı, en zor kavramı somutlaştırıp çoluğa çocuğa aktarabilecek olan da öğretmendir&#8230;</strong></p>
<p style="text-align: justify;">Neyse ki bizimkiler uyanmışlar. Yıllardır dediğimin görülmeye konuşulmaya başlanması çok güzel&#8230;<br />
Şimdi insan soruyor, <strong>bir iki yıl önce “<a href="http://www.abdullahcan.com/blog/wp-content/uploads/aciklama/DUYURU.pdf" target="_blank">herkeşlerden örtmen olabilir</a>” denirken, “anfilere çoluğu çocuğu tıkıp, din alimlerine ders verdirilirken” ne değişti bu memlekette de, “<span style="color: #000000;"><em>anaa, örtmenlerin kaliteli olması lazımmış</em></span>” vahyi kalplere iniverdi birden bire?</strong> İşte bu da bir <strong>eğitim sorunudur</strong>… <strong>Eğitimin, “eğitimden ne derece nasiplenmiş kişilerin” elinde olduğunun somut bir göstergesidir…</strong></p>
<p style="text-align: justify;">Şimdi ben bir güzellik yapıp beş on sene sonra tartışmaya başlayacakları başka bir şeyi şimdiden söyleyeyim mi? (Bologna kehanetimden sonra bende bir şeyler aramayın lütfen. Bunlar kehanet falan değil. Sadece ve sadece <strong>“samimi” değerlendirmelerdir</strong>. Başka bir ifadeyle, düne kadar, <strong>bir taraftan “eyitim kalitesi” konusunda yazıp çizen, diğer taraftan saat 17.00’lerden sonra “örtmen basma” işinde fazla mesai yapan &#8220;eyitimcilerimizin&#8221; eğitimin niteliğini talep etmedeki samimiyet derecesinin göstergesidir…</strong></p>
<p style="text-align: justify;">Evet, bir süre sonra da <strong>eğiticilerin kalitesini</strong> tartışmaya başlayacaklar… (Aslına görenler çok da, henüz zemin, kafaların gömülmesine olanak sağlayacak kadar yumuşak kumla kaplı)</p>
<p style="text-align: justify;"><strong>İnsanlar söyleneni değil, gördüklerini yaşadıklarını öğreniyorlar</strong>.<br />
Sen ölçme dersi ver, sonra senin sınavında millet dersliğini bulamasın, görünüş geçerliği anlat çocuğun önüne neyin ne olduğunun anlaşılmadığı kağıdı sınav diye ver, sen yöntem anlat ama dersinde hiç kullanama, sen çatışma çözmekten bahset ama bunu yaparken çocukla çatışma yaşa, sen beden eğitimi öğretmenine sınıfta oturma düzeni anlat, resim öğretmenine çoktan seçmeli sınavın madde analizini yaptır&#8230; <strong>sonra da öğretmenin kalitesinden bahset…</strong></p>
<p style="text-align: justify;"><em><strong>Ergenin burnundaki sivilcenin ruh haline yansımasının programın duyuşsal hedeflerinin gerçekleşmesi üzerindeki etkilerini</strong></em> araştıradurun da, hanginiz, kapsamlı bir şekilde şu öğretmen yetiştirme programında <strong>neyi nasıl yaptığımızı, yaptıklarımızın ne sonuç verdiğini</strong> araştırdınız?</p>
<p style="text-align: justify;">Çok mu iddialı konuşuyorum?<br />
“Sen neden yapmadın?” sorularıyla çınlıyor kulaklarım…</p>
<p style="text-align: justify;">Önceki yıl programların kırılma noktasıydı, millet araştırma konusunu buldu mu on makale çıkarmaya çalışırken, ben çevremdekilere yalvardım, “bu, on senede gelen bir fırsat” bakın edin diye… Elimde eski programın son ürünlerinin ve yeni programın ilk ürünlerinin verileri var…<br />
Geçen sene bahar yarıyılında bir dersim tüm dördüncü sınıflaraydı. Gençlerden istedim, onlar da kırmadılar beni, mezun olurken, bu sene başlayan birinci sınıf kardeşlerine, geçen Eylül’de açtığım kapalı zarflar içinde dört yıllık deneyimlerini aktaran mektuplar yazdılar. Satır aralarını bir görseniz…</p>
<p style="text-align: justify;">Bu vize döneminde de, arasınav puanlarını Internetten bireysel olarak paylaşırken, öğretmen adaylarına “Mezun olmak üzeresiniz, kendinizi nasıl hissediyorsunuz?” diye sordum mealen… Ben bir iki cümle beklerken, uzun uzun dönütler geldi…</p>
<p style="text-align: justify;">Çocuklar öğrenmiyorlar, kestirme yollardan iş bitirmeye çalışıyorlar diye kendi kendimize dizimizi döverken, neden kopya çektiklerini “araştırmıyoruz” mesela… Ama şu sıralar, sınıfların duvarları, sütun arkaları, pencere altları “makro” fotoğraflanıyor. Sonra da onların analizi gelecek ardından ve bakacağız <strong>neyi yazıyorlar</strong> diye, “neden yazdıklarını?” ortaya çıkarabilme yolunda ilerlemenin ilk adımı olarak…</p>
<p style="text-align: justify;">Evet, ben resmi manada akademik araştırma yapmıyorum. Çünkü benim gözümde resmi akademik araştırma algısı “ilerleme kaydetmek için izlenmesi gereken bir prosedür”.<br />
Çünkü, <strong>bir araştırma kültürümüz olmadığı için, adam gibi, göze batan soruna yönelik araştırmalar yapmadığımız için, yaptığımız araştırmaların da kalitesi &#8220;malum&#8221; olduğu için</strong>,  araştırma sonuçlarını kimsenin ciddiye almadığını biliyorum.<br />
<strong>Ben de ciddiye almıyorum</strong>… Seçilen <strong>“konuları”,</strong> bu <strong>ameldeki “niyetleri”</strong> ve araştırma “<strong>hesap kitabını</strong>” bilen birisi olarak, araştırmaların “<strong>ne kadar doğruyu yansıttığını</strong>” bile bile nasıl ciddiye alabilirim ki&#8230;<br />
Ve <strong>inanmıyorum…</strong><br />
Kıçıkırık teknoloji dersi için, 150 liralık kablosuz erişim cihazını, resmen dilekçeyle talep edip, üstüne üstlük bir de dönemin yarısında hatırlatmama rağmen, aldıramadıktan sonra, muhatabı belli olmayan bir araştırma sonucundan kim, üzerine ne alınır ki?<br />
Hiç olmazsa emeğimi zamanımı, buraya takıldığını bildiğim üç beş çoluk çocuğa bir bakış açısı seçeneği sunmak gibi “daha hayırlı” bir işe vakfediyor olmaktan mutluluk duyuyorum…  Sistemin gözünde &#8220;adam yerine konan adam&#8221; olamamak gibi bir sonucu olsa da&#8230;</p>
<h6 style="text-align: justify;"><span style="text-decoration: underline;"><strong><span style="color: #ff0000; text-decoration: underline;">27 Nisan 2012 tarihinde ek:</span></strong></span></h6>
<h6 style="text-align: justify;"><strong><span style="color: #ff0000;">Teknoloji dersinde, (kişisel olarak sağladığım cihazla)  sınıf içinde kurduğumuz kablosuz ağ için talep edilen kablosuz erişim cihazlarının geldiğini öğrendim.  Ancak bu cihazların koridorlara kurulmasına karar verildi. Ben, dersten derse cihaz taşımayacağım, bu işin güzel yanı, ancak kullanıcı sayısını sınırlayamayacağımız için, veri aktarım hızı ne olacak, onu da hep birlikte göreceğiz… Emeği geçenlere teşekkür ediyorum. </span></strong></h6>
<p style="text-align: justify;"><span style="color: #003366;"><strong>Üzgünüm&#8230; </strong></span></p>
<p style="text-align: justify;"><span style="color: #003366;"><strong>Dönemim bitmesine az bir süre kala, akademik takvimin 12nci haftasında, sınıflarda kullanmak için talep ettiğim, ancak  koridorlara kurulacak diye bana verilmeyen kablosuz erişim cihazları kordidorlara da kurulmadı&#8230;  Bir insanın hevesi, umudu işte böyle köreltiliyor&#8230; 03 Mayıs 2012</strong></span></p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://abdullahcan.com/blog/?feed=rss2&#038;p=4607</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>Yaz dönemi MUCİZESİ ile samimiyet TESTİ</title>
		<link>http://abdullahcan.com/blog/?p=4596</link>
		<comments>http://abdullahcan.com/blog/?p=4596#comments</comments>
		<pubDate>Sun, 15 Apr 2012 11:20:15 +0000</pubDate>
		<dc:creator>Abdullah CAN</dc:creator>
				<category><![CDATA[Genel]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://abdullahcan.com/blog/?p=4596</guid>
		<description><![CDATA[Bir yaz okulu algısı var gençlerde… Burada uzun uzun değinmek istemediğim… “Yaz okuluna da mı sen geleceksin?” şeklinde soruların tonlamasından anlaşılan. İki yönünü bilirim yaz dönemi öğretimin. Birincisi, otomasyon grubunda çalışırken, yani elimde her programın bütün harf ve sayı notlarına &#8230; <a href="http://abdullahcan.com/blog/?p=4596">Okumaya devam et <span class="meta-nav">&#8594;</span></a>]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p style="text-align: justify;">Bir yaz okulu algısı var gençlerde… Burada uzun uzun değinmek istemediğim… “<strong>Yaz okuluna da mı sen geleceksin?”</strong> şeklinde soruların <strong>tonlamasından</strong> anlaşılan.</p>
<p style="text-align: justify;">İki yönünü bilirim <strong>yaz dönemi öğretimin</strong>.<br />
Birincisi, otomasyon grubunda çalışırken, yani elimde her programın bütün harf ve sayı notlarına ulaşabileceğim yetkili bir şifre varken, abartmıyorum, bini aşkın puan üzerinde yaptığım analizlerin sonucuna göre, <strong>yaz okulu, başarının tavan yaptığı bir mucizedir</strong>. İşin ilginç yanı, bunu not işlerinde çalışan, işin istatistiksel analizinden uzakta olan memurlar da söylerler…<br />
Diğeri de, yazları pek okula takılmam, ama gittiğimde, odama muhabbete gelen yaz okulcu çocukların, ders saati odamda yarım saat, kırkbeş dakika kalmalarının ardından “oğlum /kızım bu ne biçim ara” hadi gidin dersinize takılın diye onları uyarmalarımdır…</p>
<p style="text-align: justify;">Şimdi, bu yaz döneminin benim için başka bir anlamı daha olacak…<br />
<strong>Bir kurumsal samimiyet testi…</strong><br />
Bologna sürecinde yapılanların <strong>ne kadar samimiyetle yapıldığının</strong> testi…<br />
Nasıl mı?<br />
Verdiğimiz derslerin amaçlarını, kazanımlarını ve içeriğini yazdık ve bunları netten dünyaya ilan edeceğiz.<br />
Bu yarıyıl Öğretim Teknoojileri ve Materyal Tasarımı dersinde “pazen tahtanın” faziletleri yok mesela. Üstelik, sınıflarda portatif olarak kurulan kablosuz ağ bağlantısıyla, uygulama saatlerinde yapılanlar, on-line olarak Internet üzerinden hocanın veri tabanına aktarılıyor. <strong>Bologna belgelerinde yazdığımızı yapıyoruz</strong>. Çünkü Bologna sözleşmesinde, diploma ekini almak için “bu işleri böyle yapıyoruz” diye <span style="text-decoration: underline;"><strong>taahhüt ediyoruz</strong></span> ve cümle alem de görsün diye nete koyuyoruz… En önemlisi artık bu dersi “dil öğretiminde teknoloji” odaklı yapıyoruz. Kitabımız da, yaptıklarımız da meydanda…</p>
<p style="text-align: justify;">Şimdi yaz dönemi de bir dönem. Dersler aynı dersler. Çocuğun diplomasında, aldığı bir ders için “yaz okulu dersi”, “normal dönem dersi” ayrımı yok ki…<br />
Her ne kadar (bu kadar yazıp çizip, akademik kurullardan geçirip, bu dersi “dil öğretimi alanından kişilerin” vermesi gerektiğini <strong>bilimsel olarak</strong> kabul ettirdikten sonra, mensubu olduğu anabilim dalında bu işi eyitimcilere geriye ihale eden) bölüm başkanıma sözlü olarak arz etmiş olsam da, eğer yaz okulunda, bu derste, birileri tekrar “pazen tahtanın faziletlerini öğretmeye kalkarsa”, <strong>bu ne anlama gelir?</strong></p>
<p style="text-align: justify;">Bu dönem <strong>bizlerden ders alan çocuklara bir güzellik mi</strong>, yoksa, dersi İngilizce aldıkları için ve daha da önemlisi (“<em><strong>This is a book</strong></em>” cümlesinde “<strong><em>is</em></strong>” -dir -dır manasındadır diye hibrid bir dilde hazırlanan) bir dil öğretim materyalini, alan dışından bir hocaya “<strong>yedirmek</strong>” suretiyle alacakları yüksek puanlardan mahrum bırakıldıkları için, <strong>bir ceza mı?</strong> Bu iç meselemiz olsun…</p>
<p style="text-align: justify;">Dış mesele ise, doğruluğun, dürüstlüğün, erdemin, tutarlılığın kazandırılmasının amaçlandığı “öğretmen yetiştiren” bir kurumun, dünyaya gösterdikleri ile kapının arkasında yaptıklarının “kimse tarafından bilinemeyeceği” için arada kaynayıp gidecek sıradan bir çelişkisi olarak mı kalır, yoksa bunun dışında başka bir anlamı da taşıyabilir mi?</p>
<p style="text-align: justify;">İşte bunun ne olacağının testi olacak bu yaz dönemi benim için… <strong>Kurumsal bir test…</strong><br />
<strong>Umarım bu yazdıklarım, “benim gereksiz endişelerim” olarak kaydedilir tarihe düşülen notlar arasına… Ya da birilerinin, meselenin bu yönünün de dikkate alınması gerektiği konusundaki &#8220;farkındalığına&#8221; bir katkı olur&#8230; </strong></p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://abdullahcan.com/blog/?feed=rss2&#038;p=4596</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>Bilindik Mevzuu&#8230;</title>
		<link>http://abdullahcan.com/blog/?p=4584</link>
		<comments>http://abdullahcan.com/blog/?p=4584#comments</comments>
		<pubDate>Sat, 14 Apr 2012 16:16:44 +0000</pubDate>
		<dc:creator>Abdullah CAN</dc:creator>
				<category><![CDATA[Genel]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://abdullahcan.com/blog/?p=4584</guid>
		<description><![CDATA[Artık eyitim işerine çok bulaşmıyoruz. Kim nasıl örtmen yetiştirirse yetiştirsin diye bıraktık işin peşini. Ama tarihe kendi payımıza  notları da düşerek tabii ki… Bir kardeşim e-posta ile paylaşmış BURADAKİ havadisi… İki olay canlandı gözümde… Birincisi, &#8220;filimcilik&#8221; günlerimdeyken hafızama kaydedilen ders &#8230; <a href="http://abdullahcan.com/blog/?p=4584">Okumaya devam et <span class="meta-nav">&#8594;</span></a>]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p style="text-align: justify;">Artık eyitim işerine çok bulaşmıyoruz. <strong>Kim nasıl örtmen yetiştirirse yetiştirsin</strong> diye bıraktık işin peşini. Ama tarihe <strong>kendi payımıza  <a href="http://www.abdullahcan.com/blog/wp-content/uploads/aciklama/DUYURU.pdf" target="_blank">notları</a></strong> da düşerek tabii ki…</p>
<p style="text-align: justify;">Bir kardeşim e-posta ile paylaşmış <a title=" " href="http://egitim.gop.edu.tr/birimDuyurularDetay.aspx?dilId=1&amp;birimlerId=7&amp;duyuruId=240" target="_blank">BURADAKİ</a> havadisi…</p>
<p style="text-align: justify;">İki olay canlandı gözümde…<br />
Birincisi, &#8220;filimcilik&#8221; günlerimdeyken hafızama kaydedilen ders dağıtım toplantılarındaki “<strong>kardeşçe</strong>” paylaşım anıları… (Alanınız, bilginiz, uzmanlığınız bir tarafa bırakılarak, önce gece dersleri sayıca paylaşılır [yadırgamıyor, eleştimiyor, sadece "önceliklerin" durumunu tespit ediyorum], ardından da diğer derslerin tartışması yapılırdı. (Sen oraya gideceksin, ben o grubu sevmiyorum vs. vs.)</p>
<p style="text-align: justify;">Diğeri de, bir akademik kurul…<br />
Çocukların zaten atanamadıkları bir yabancı dil öğretmenliği programının ikinci öğretiminin senatodan geçirilerek YÖK’e teklif edilmesi sürecini hocalarım alkışlarla karşılamışlardı…</p>
<p style="text-align: justify;">Bana sorarsanız, (benimki de laf, soran yok ki zaten, ben kendi hezeyanlarımı yazıyorum, not düşüyorum her zaman olduğu gibi) &#8220;gündüz&#8221; zamanı çalışmak &#8220;gece&#8221; de dinlenmek içindir…<br />
Gecenin bir saatinde çalışmak (ders çalışmayı kastetmiyorum tabii ki), özel bir durumdur. O nedenle, &#8220;geceleri çalışma&#8221;  özel durumlarda, program dinlemeyen &#8220;olağanüstü&#8221; durumlarda olur. Yetişmeyen bir işin yetişmesi gibi, ya da programlı zamanlardan bağımsız biçimde gerçekleşen, sıradışı ortaya çıkan olaylara karşı gibi… (Kalp krizi mesai dinlemez mesela&#8230;)<br />
Güvenlik görevlilerinin, sağlık personelinin, haberleşme işini sürdürenlerin (bir de pavyoncuların tabii ki) gece çalışmalarını doğal karşılarım&#8230;</p>
<p style="text-align: justify;">O nedenle bana <strong>makul</strong> geldi bu karar…<br />
Hatta sınavdan önceki hafta 1 kişiyle, izleyen hafta 3 kişiyle ders yapıp üstüne üstlük bir de fakültede üzerime kapı kilitlenince, bu karara “sevindim” desem yalan olmaz…<br />
Tabii şimdi Din Kültürü öğretmenine olağanüstü biçimde ihtiyaç olduğu için (o da olağanüstü bir durum, ne zaman vadenin dolacağı bilinmediğinden, derhal hazırlıklara başlamak lazım çünkü, olabildiğince erkenden) bunlar o grup için geçerli değil&#8230;</p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://abdullahcan.com/blog/?feed=rss2&#038;p=4584</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>Sınavı konuşuyoruz&#8230;</title>
		<link>http://abdullahcan.com/blog/?p=4569</link>
		<comments>http://abdullahcan.com/blog/?p=4569#comments</comments>
		<pubDate>Sat, 07 Apr 2012 19:39:41 +0000</pubDate>
		<dc:creator>Abdullah CAN</dc:creator>
				<category><![CDATA[Genel]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://abdullahcan.com/blog/?p=4569</guid>
		<description><![CDATA[Kapı arkalarındaki konuşmalar kulağıma geliyor. Bunlardan rahatsızlık da duymuyorum. Derim ya ders arası koridor muhabbetlerimizde, “demirden korkanlar trene binmesinler” diye, yani öğretmenseniz, sizi anılarınızla da ananlar olacaktır, ananızla da… Önemli olan sizin vicdani hesaplaşmanızda ne hissediyor olduğunuz ve bunu ne &#8230; <a href="http://abdullahcan.com/blog/?p=4569">Okumaya devam et <span class="meta-nav">&#8594;</span></a>]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p style="text-align: justify;">Kapı arkalarındaki konuşmalar kulağıma geliyor. Bunlardan rahatsızlık da duymuyorum. Derim ya ders arası koridor muhabbetlerimizde, “<strong>demirden korkanlar trene binmesinler</strong>” diye, yani öğretmenseniz, sizi anılarınızla da ananlar olacaktır, ananızla da… Önemli olan sizin vicdani hesaplaşmanızda ne hissediyor olduğunuz ve bunu ne şekilde algılıyor olduğunuzdur…</p>
<p style="text-align: justify;">Şöyle sınavı kabaca değerlendirdiğimizde;<br />
     1-Ezici bir çoğunluğun istediği sınav tipi oldu (çoktan seçmeli)<br />
     2-Ben sınırlarımı belirttim ve soru sayısına birlikte karar verdik<br />
     3-Bize verilen azami süreyi kullandık<br />
     4-Sınavın kapsam geçerliği konusunda açıkça size yazılı olarak hesap verdim<br />
     5-Yansılarda olmayan, adı konmayan bir soru varsa derhal lehinize puanlayacağım diye açık çek verdim<br />
     6-Derse gelmeyenleri cezalandırdı şeklinde bir argümanınız olamasın diye örnekleri resmen size verdiğim notlardan değiştirmeden verdim.<br />
     7-Bütün bu söylediklerim sözde kalmasın, kendi gözünüzle görün, değerlendirin diye soru kâğıtlarınızı da toplamadım ve elinizde bıraktım…</p>
<p style="text-align: justify;">Size sınavdan önce, bu sınavın uygulanma biçiminin bir <strong>TEPKİ</strong> olduğunu açıkça söyledim. Bu tepkimin bir tek amacı vardır. O da <strong>rahle-i tedristen geçen öğretmen adaylarının zihinlerinde yer alan kötü uygulamalara inat, onlara giderayak, kıçıkırık bir bilgisayar ve bir renkli yazıcı ile 376 öğrencinin sınavının sıfır hatayla planlanabileceğini ve uygulanabileceğini somut olarak göstermektir</strong>… Bunu dışında maksat arayanlar boşuna uğraşmasınlar… Kötü uygulamaların eleştirilmediği, iyi uygulamaların takdir edilip pekiştirilmediği bir bağlamda ne kadar zorlarsanız zorlayın, benim için geçerli ve anlamlı başka bir amaç bulamazsınız…</p>
<p style="text-align: justify;">Şimdi bir şeyi daha somutlaştıralım zihinlerde…<br />
Bir öğretmen sınavında her öğrencisinin, kendi performansını sergilemesini ister iki olası olumsuzluğa karşı… Bazı öğrenciler sıraya, silgiye, tırnağına, orasına burasına yazabilirler. (Kimseyi suçlamıyorum, zan altında bırakmıyorum, sadece sınıflarımızın duvarlarına dikkatlice bakın diyorum…) Öğretmen olarak bu konuda yapacağınız tek şey vardır… Öyle soru sormalısınız ki, sağa sola yazılanlar bir halta yaramamalı… Kitaptan cümleyi alır, bir kelimesini çıkarır ya da o düz cümleyi soru cümlesine çevirirseniz olmaz… Ya da bir dizi cümleyi alır, iki kelimesini eğip büküp önüne “Doğru” ya da “Yalan” yazarsanız, çocukları tembelliğe alıştırırsınız. Doğru yanlış tipi sorular “kavram yanılgıları” için uygundur. Sizler sınavlarınızda uygulama, yapma sormalısınız ki, öğrencileriniz, onlara öğrettiklerinizi transfer etsinler…</p>
<p style="text-align: justify;">Diğer olumsuzluk da, öğrencilerin birbirlerinin bilgisini becerisini kullanmamalarıdır ki, bunu yolu ya adam gibi oturma düzenidir (maalesef bana verilen tüm sınıfları tam kapasite kullandığımda 4 kişilik yer artmıştı) ya da “herkesin kendi derdine düşeceği” bir sınav hazırlamaktır… <strong>Sınavda süre OPTİMUM süreydi…</strong> <strong>Yani soruları yanıtlayacak kadar…</strong></p>
<p style="text-align: justify;">Kapı arkası muhabbetlerinizde geçen ve kulağıma geldiği için bu kadar açıklamayı yapmama neden olan söylemlerinizden <strong>benim için en kritik olan o söyleminize</strong> gelecek olursam;<br />
<strong>Biz dördüncü sınıf olduk, ne diye bu kadar uğraşıyor ki bizimle, geçirip gitse ya….</strong></p>
<p style="text-align: justify;">O Allahın cezası KPSS ve sizi o sınavın bir önkoşulu olarak sekiz yarıyıl okumaya mahkûm eden zihniyetin üzerinizdeki tahribatını “anlayışla” karşıladığım için;<br />
<strong>Sizi ders saati sınıfa bağlamadım…</strong><br />
<strong>İsteyen istediği saatte derse “takıldı”</strong><br />
<strong>Hatta gece gündüz ayrımını bile söylediğim halde görmezden geldim…</strong><br />
<strong>Sınıfta yaptığımı yazılı olarak netten paylaştım…</strong><br />
<strong>Her dersten sonra sorusu olan var mı diye yalvardım…</strong><br />
<strong>Her Salı gecenin bir saatinde ortalama 3 kişiyle ders yaptım. (Son hafta bire birdi) Ve birinci haftadan sınavdan önceki son haftaya kadar o gecelerde FAKÜLTEYİ İSTİSNASIZ BEN KAPATTIM… </strong></p>
<p style="text-align: justify;">Sizlere farklı zamanlarda söyledim… Duymamış olabilirsiniz…<br />
<strong>Bu memlekette,</strong> <strong>dürüstlükle enayilik, cesaretle aptallık ve hoşgörüyle taviz birbirine çok karışıyor…</strong> <strong>Hoşgörü ve tavizi lütfen birbirine karıştırmayın… Ve benden taviz beklentisi içinde olmayın…</strong> Çok iddialı değilim. Aksaklıkları düzetmek gibi ütopyalarım yok. Sadece bu ders için konuşmuyorum, bende aldığınız tüm dersler için geçerlidir bu söylemim, herkesin her şeyi bildiği bir yükseköğretim sisteminde verdiğim dersleri yaz okullarında verecek birileri mutlaka çıkar ve sizler de umduklarınızı bulabilir beklentinize kavuşabilirisiniz.<br />
<strong>Ama bu benim elimden olmaz ve bunda benim payım olamaz…</strong></p>
<p style="text-align: justify;"><strong>Ben, sayılarının az olduğunu bildiğim talebelerim için, aklımın erdiği, gücümün yettiğince doğru bildiğimi yapmaya çalışıyorum. Ama bu yaşlarda, bu bakış açısıyla sizin için doğru görünmüyor diye, sizi mutlu etmek için taviz vermem…</strong></p>
<p style="text-align: justify;">Kimse mükemmel değil, başta da kendim… Tabii ki eleştirilerinize açık olacağım ve tartışacağız. Ama niyetlerimiz İYİ olacak…<br />
<strong>Felsefenizi ve dahi niyetlerinizi samimi olarak bir kez daha değerlendirin derim&#8230;</strong></p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://abdullahcan.com/blog/?feed=rss2&#038;p=4569</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>Bir veda öyküsü&#8230;</title>
		<link>http://abdullahcan.com/blog/?p=4564</link>
		<comments>http://abdullahcan.com/blog/?p=4564#comments</comments>
		<pubDate>Sat, 07 Apr 2012 05:59:18 +0000</pubDate>
		<dc:creator>Abdullah CAN</dc:creator>
				<category><![CDATA[Genel]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://abdullahcan.com/blog/?p=4564</guid>
		<description><![CDATA[Hadiseleri çok boyutlu, güzel saf ve temiz duygularla (ki onlar amellerimizin niyetlerini biçimlendirirler) ve insani özelliklerimizle barışık olarak değerlendirmeliyiz.      -Çocuklarımızı daha küçük yaşlarda üniforma kültürüyle mi yetiştireceğiz?      -Var mı dünyada başka örneği? gibi suallere de kulağımızı kapatmadan, çoğunuz için &#8230; <a href="http://abdullahcan.com/blog/?p=4564">Okumaya devam et <span class="meta-nav">&#8594;</span></a>]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p style="text-align: justify;">Hadiseleri çok boyutlu, güzel saf ve temiz duygularla (ki onlar amellerimizin niyetlerini biçimlendirirler) ve insani özelliklerimizle barışık olarak değerlendirmeliyiz.<br />
     -Çocuklarımızı daha küçük yaşlarda üniforma kültürüyle mi yetiştireceğiz?<br />
     -Var mı dünyada başka örneği?<br />
gibi suallere de kulağımızı kapatmadan, çoğunuz için başlangıcı daha o portakal ağaçları bile dikilmeden önceki zamanlara uzanan belki sonuna yetiştiğiniz 2008 tarihli eski öyküyü <a href="http://www.ergir.com/onlugun_vedasi_yazi.htm" target="_blank">BURADAN</a> okuyabilirsiniz&#8230;</p>
<p>Ne alaka mı?<br />
<strong>Maksat eğitim tarihi olsun&#8230;</strong></p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://abdullahcan.com/blog/?feed=rss2&#038;p=4564</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>Sözün özü&#8230;</title>
		<link>http://abdullahcan.com/blog/?p=4560</link>
		<comments>http://abdullahcan.com/blog/?p=4560#comments</comments>
		<pubDate>Mon, 02 Apr 2012 22:40:34 +0000</pubDate>
		<dc:creator>Abdullah CAN</dc:creator>
				<category><![CDATA[Genel]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://abdullahcan.com/blog/?p=4560</guid>
		<description><![CDATA[Bir sınavın planlanmasının, uygulanmasının, puanlanmasının, bu işi yapacaklara ders olarak öğretildiği bir öğretim kurumunun çatısı altında, hem de bu konunun dersinin sınavında, sınava gireceği yer planlanmadığı için, yerini bulamayıp radyatöre sarılıp ağlayan o çocuğu, elimdeki gözetmenlik listesinde yazılı sınıfa gittiğimde, &#8230; <a href="http://abdullahcan.com/blog/?p=4560">Okumaya devam et <span class="meta-nav">&#8594;</span></a>]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p style="text-align: justify;">Bir sınavın <strong>planlanmasının, uygulanmasının, puanlanmasının</strong>, bu işi yapacaklara <strong>ders olarak öğretildiği</strong> bir öğretim kurumunun çatısı altında, hem de <strong>bu konunun dersinin sınavında</strong>, sınava gireceği yer planlanmadığı için, yerini bulamayıp radyatöre sarılıp ağlayan o çocuğu, elimdeki gözetmenlik listesinde yazılı sınıfa gittiğimde, sınıfta kimsenin olmadığını, benimle aynı koridorda dolaşan başka bir gözetmen arkadaşımı, ama başka sınıflarda kucak kucağa oturan çocukları gördüm ya, istediğiniz kadar Bologna süreci, kazanım, yeterlik falan deyin, <strong>bu işin gerçek hükmü verilmiştir zihnimde…</strong></p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://abdullahcan.com/blog/?feed=rss2&#038;p=4560</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
	</channel>
</rss>

